Sevgili İlhan,
Seni çok geç “gerçek anlamda” tanıdım sanırım. Kırkımdan sonra belki de. Belki de doğru zaman buydu. Ama sen çoktan gitmiştin. Baktım da 3,5 yıl olmuş sen gideli bu dünyadan. Gitsen de bıraktığın bu büyük ışığı halen hissediyoruz.
Şimdilerde öyle bir zamanda geldin ki kendimi yapayalnız hissettiğim bir anda bana yoldaş, bana ışık, bana dost oldun. Zaten herkes tarafından bilinen ve bildiğim (Sazlıklardan havalanan, Konuşamıyorum, Anlasana) o şarkılarının üzerine tevafuk olacak ki Romans albümüne denk geldim bir akşamüstü. 2025 yılı Kasım ayının sonlarıydı. Sonbaharın bittiği o günlerde ben çoktan kışa giriş yapmıştım. Sense bir kış güneşi gibi çıkıp geliverdin o “Romans koridor” larından ve aydınlattın penceremi.
Akşamüstleri‘yle gecelerime yıldız, yalnızlığıma ortak oldun. Sanki benim dünyaya seslenişim ve aynı zamanda bana özel bir sesleniş gibiydi. Gözümü her kapattığımda mor mavi enginleri gördüm. Uzaklardan geçen gemiyi görmeden, sesini duydum ve çoğu zaman boğazdan sakin ve mağrur geçip gidişlerini hissettim. “Nerdesin?” diye aynadaki yansımama seslenişim, bana bir yaşama gücü, ayağa kalkma cesareti verdi.
Gül kokulu çeyiz sandığıyla hayallerimin sedef kapısını aralattın bana. Beklenmeyeni beklemek gerektiğini ama bunu bir hırsla ya da zorlayarak değil de içten gelerek yapmanın anlamını öğrettin.
Üzerimi örtmen yok mu şu şarkılarınla İlhan. İlahi İlhan. Aşk olsun sana. Geleceğe nasıl da yazdın işledin, nasıl yazdın bu sözleri? Uyan, hadi uyan da anlat, paylaş benimle hikayelerini.
Unut! dedin, “Unut bunları” Hayalleri ez, ez dedin, ve kırdırdın aynaları.
Bu dünyadaki aydınlanma yolculuğunun aynı zamanda aydınlatma yolundan geçtiğini, birbirinin aynısı ve aynası olduğunu nasıl da işledin o sözlere.
Bırak dedin bırak! Bu desteğin öyle anlamlı öylesine muazzam ki! Yüreğini kapatmanın aynı zamanda açmak olduğunu aynanın varoluş amacı içerisinde nasıl da yansıttın?
Hele ki; şu kısa hayat yolculuğunu diğerlerinin aksine bir koridor geçişi gibi yürüyerek tamamlandığını nasıl anlatıverdin? Nasıl da O ağacın altında oturmadan geçtin şu dünyadan herkese inat?
Kalk! Uyan da anlat. Damağımda kaldı ışığının tadı. Ruhun ne kadar da sonsuz ve aydınlıkmış, anlat biraz. Kalk da şu “Anılar” dan bahset cıvıl cıvıl peşinden koşan. Uçuk uçuk inen göklerden. Çiz bize hayallerini, eksik ne varsa dolduralım birlikte. Duralım, susalım, yürüyelim, gidelim. Haykıralım şu yalnızlığı boşluğa. Kapılalım, unutalım, gidelim kanat seslerine. Ben burada iki duvar arasındayken; ışığını sesinle yansıttın ya bana, ne diyeyim ki sana “Aşk olsun” dan başka.
Ey dost! Ey sevgili İlhan! Kanat seslerinin bir umut, bir saf bir huzur olduğunu öyle muazzam anlatmışsın ki. Şu anlaşılamaz sandığımız dünya nasıl da bir yansımaymış bizlerden bize.
Ben de çıkardım şimdi deli gömleğimi, zorlaştıran ne varsa bıraktım bu hayatta. Korkularımın üzerine gidiyorum tüm cesaretimle. Ve gülerek geçip gideceğim. Çünkü her veda bir hoşgeldin aynı zamanda.
Kavuşmamız şarkı şarkı olacak dedin ya bir zaman ben de şiir şiir geliyorum sana. Teşekkürler İlhan. Bir ışık ile geldin geçtin bu dünyadan yine aynı ışık ile aydınlatıyorum sayende bu sayfayı… Teşekkürler.
Bana bahsettiğin şu sedef kapı
Bir gıcırtıyla açılmıştı, hatırla
Biz uyuyakalmıştık geçer geçmez,
Koridorun tahta merdivenlerinde
Bir rüyaya dalmıştık
—-
Haydi şimdi son bir niyetle;
Uzanalım birlikte bulut çimenlerine,
Masmavi bir uykudan,
İlahileri duyduktan sonra düşlerimizde
Kapının kapanış sesiyle uyanalım.
Sıçramadan, korkmadan
Saf bir huzurla
…
…
Tamamlanınca eksik kalıyor bir şeyler…
Neredesin? Uyan İlhan! Uyan!
Bütün kaçışlarında arkandayım.

Leave a comment