Poetra

Art Poetry Philosophy by Kutlu the Wise


Korkuyu yenmek

Yumuşacık ellerin Pürü pak yüzün Ve ismimle bana seslenişin İstenmeyen bir hüzün Nedir…

Something went wrong. Please refresh the page and/or try again.

Mazhar abi

Bu akşam İstiklal’de Mazhar abiye rast geldim; önemsiz herhangi iki sokağın kesiştiği yerde, elinde gitar, açmış önüne kılıfını; “Hadi bana sor.” dedi, bölmedim tabi, soramadım, ama; mısralarımda yer vereyim dedim. Sonra sessizce anlatmaya başladım Mazhar abiye:

Abi be; ben onun küçük bakışlarında erdim. Yalnızlığın sorgusuz sualsiz en uç noktalarındaydım. Olacak bu ya çıkageldi geçmişin kapalı, soğuk ve bilinmez duvarlarından. Hatırlayamadım bir süre, neler geçmişse başımdan, hatırladıkça yoruldum. Anlattıkça kendimden korktum:

Zaman bir döngü, dönüp durmuş ve bırakıp atmış beni bi ıslak bir mendil gibi, sonra artık Davras’dan esen soğuktan mıdır yoksa Ayazmana’dan esen ılık meltem yüzünden midir bilinmez kurumuş mendil, yükseklerden savrulmuş ayazı pis kokuşmuş, sahte gülüşlerin memleketlerine. Ama öncesinde hatırımda bir yol kalmış, hani İstasyon caddesi miydi adı? Şu ağaçları yola sarkan ve yolu hoş bir loşluğa çeviren? Anımsadım sonra yolun sonunu; aydınlıktı. Ve bir lokomotif. Dedim: -Sen tarif et yolları ellerin zaten bir motif.

Piyanonun tuşlarında, gitarın uzayıp giden tellerinde saklı o an. Ve yaylı çalgılardı akrebin yelkovana varmasına engel olan.

Dedim ya zaman bir döngü; daha eskilere gittim bu sefer; Orta Hazırlık. Hani şu okulun servisinde çalan ama neredeyse 30 yıldır dinlemediğim. Servise biner binmez şoföre: “Sertab ablayı koy abi” dediğimiz kasetteki. Sahi kaçıncı şarkıydı o? Bu servis nereye gidiyor bilmeden, ben nereye gidiyorum onu dahi hiç bilmeden dinliyordum. Ve dalıyordum yine bir “Inception” misali. Rüya içinde rüya, hayal içinde hayal. Buğulu cam. çocuk yanındakine soruyordu: -“Ben 100 aldım sen kaç aldın matematikten?” Ve servisimiz devam ediyordu; Ereğli’nin kömür kokulu sokaklarında.

Öğlen yemeklerini Tuğba ile yerdim ben. Tabldot alırdık safça. Aycan çok zayıftı serviste üşürdü, ona da ceketimi verirdim. Sonra akşam olurdu: rakı masalarında kavga edildiğini o yıllarda gördüm hani. Gözümün önünde bir aile parçalandı benim. Halının altından param çalındı. Ve eve vardığımda aç olurdum. Evin abisi doyururdu beni. Dolapta tahin pekmez. Akşam yemeğini yiyemezdim. Hiç yeter mi? Yetmez:

Aklıma gelince anımsamaya çalıştım, işte dedim ya rahmetli Uzay abi yazmış, beynim zahmet edip hatırlamamış. Neredeyse 29 yıl sonra; sisli bir otoban akşamında kasetlerin artık kalmadığı bir Youtube Music listesinden. Girişi “Baba” filmi mübarek. “Ne çok hata yaptık, ne çok hırpalandık” be Mazhar abi. “Hayatlar lekeli, kırık dökük, ne renk ne ışık kalmış, yazık olmuş.” Ah be Mazhar abi şimdi hatırladım. İnce ince vurulduk biz 90’lı yıllarda. Orada sıkışıp kaldık mı ne?

Nasıl da zaman geçiverdi.

Bir anda topun patlamasıyla kendime geldim:

Yedik içtik çok şükür, artık tokuz,

Mazhar abi ekledi: “Bugün var yarın yokuz

Canın sağolsun Mazhar abi.


Discover more from Poetra

Subscribe to get the latest posts sent to your email.



Leave a comment